Bursa’nın iki incisi: Uludağ ve Cumalıkızık 2

111111

Hafta sonu tatilimizin Uludağ kısmını dünkü yazımda dile getirmiştim. Şimdi de söz verdiğim gibi Cumalıkızık Köyü’ndeki kahvaltımız ve köy gezimizi anlatacağım. Okursanız mutlu olurum. :)

Sabah erken bir saatte kalkmayı çok istesek de dağdan arta kalan kas ağrılarımızla bu pek mümkün olmadı. Saat 12.00 civarında köye giriş yaptık. Yine daha önce giden arkadaşlarımızın rehberliğinde güzel bir konak kahvaltısı yapmak için mekan arayışına girdik. Bu köydeki en farklı ve içten şeylerden biri, konakların evde misafir ağırlıyormuşçasına ayakkabıları kapıda çıkarttırıp içeriye müşteri alıyor olması.

Bu kısa detaydan sonra kahvaltımızı etmek üzere Narlıbahçe Konağı’na geldik. Her konakta mutlaka bir gözlemeci teyzemiz vardı. Bahçede yerimizi aldıktan sonra her lokması el yapımı olan kahvaltılıklarımız bir bir masaya geldi. Özellikle köy kadınlarının yaptığı reçellere bayıldık. Ahududu ve böğürtlen reçellerini İstanbul gibi yerlerde kavanozda yemeğe alışıksanız, köyde yediğiniz reçellerden sonra gerçek lezzetin farkını anlayacaksınız demektir. Meydanda kurulu pazardan bu reçellerden satın almadığıma çok pişman oldum. Bal, kaymak, sahan yumurtası, peynir çeşitleri, zeytin, dalından domates, salatalık, tereyağ, patates-kaşarlı kroket (el yapımı) ve gözlemelerimiz geldikten sonra masada kısa süreli bir sessizlik hakim oldu. Karnımız doyduktan sonra sohbetimiz kaldığı yerden devam etti. :)

Bu kadar güzel ve lezzetli bir kahvaltının bedeli ise hak ettiğinin oldukça altındaydı. 6 kişi, 2 büyük demlik çay, 4 gözleme ve kahvaltılıklara ödediğimiz toplam hesap 105 TL idi. Fiş, vergi gibi dertleri olmayan bu güzel köy halkı nakit parayla geçiniyor. Kart teklifinde bile bulunmamak gerekiyor bu meblağı duyduktan sonra zaten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


Bizim şansımız vardı ki hava güneşliydi ve dışarda oturmamıza engel olmuyordu. Dağların arasına sıkışıp kalmış bu Osmanlı yadigarı köyün 700 yıllık bir geçmişi varmış. Köyde her yer taşlarla döşeli ve bu çok güzel bir hava katıyor. Köy meydanı rengarenk el yapımız süs eşyaları, tahta objeler, takılar, reçeller, erişte ve tarhana satan tezgahlarla dolu. Biz de bu tezgahlara uğradık ve el yapımı eriştelerden ve tarhanalardan birer paket aldık. Köy lezzetine alışık olmadığımızdan mı bilmiyorum ama tarhanayı ev halkı ve biz de dahil olmak üzere pek beğenmedik. Kahvaltıda yediğimiz reçeller bu tezgahlarda küçük ve büyük boy kavanozlarda satılıyordu. Küçükler 8 TL, Büyük kavanozlar ise 15 TL idi. Tarhana ve eriştenin fiyatı ise paketi 5’er liraydı.

Çarşıyı gezmek için ayrıldığımız grubumuzla kahve içmek için köy camiinin yanında kalan bir kahvecide buluştuk. Kahvesinin de namını duyduk fakat kahve düşkünü arkadaşımız da dahil olmak üzere pek fark göremedik. Kahvenin yanında verilen su çeşmeden veriliyor. Normalde ben çeşme suyu içemem ama buranın suyu hoşuma gitti. İstanbul’da kahveye minimum 10 Lira veren bir grup olarak, 3 Lira’ya kahve içtiğimize çok sevindik.

Bu köyün evleri moloz taşlardan, kerpiç ve ağaçtan yapılmış. Renkleri ise sarı, beyaz, mavinin tonları, yeşil. Köy kadınları kendi yaptıkları eşyaları meydanda satarak para kazanıyorlar. Çünkü Cumalıkızık oldukça turistik bir yer olmuş. Köy halkı da bu durumdan çok memnundu. Köy otoparkında çok sayıda tur otobüsü olması da bu tezimizi doğruluyordu.

Bence hafta sonu ailenizle ya da arkadaşlarınızla gidip gezebileceğiniz güzel bir yer burası. Eğer yakınlarında ziyaret edebileceğiniz bir akrabanız, ya da bizim gibi tatil sonrası uğramalık bir yer arıyorsanız Cumalıkızık köyü görülmeye değer bir yer.

Tavsiyeler bizden, gezmesi sizden! :)

Bir Cevap Yazın