Bursa’nın iki incisi: Uludağ ve Cumalıkızık

45644954

10968574_10205744703477125_2597846255409723567_nBu hafta sonumuzu arkadaşlarımızla ufak bir Bursa turuyla geçirdik. Rotamızda Uludağ ve 700 yıllık geçmişiyle Cumalıkızık Köyü vardı.

Tatilimizin ilk buluşma noktası olarak Yenikapı-Bursa feribotunu belirledik. Bol sarsıntılı, biraz ürkütücü, ve dalgalı bir yolculuğun ardından muhteşem 2 gün geliyordu. Mudanya’dan arabayla Uludağ’ın yolunu tuttuk. Yaklaşık 30-40 dk’lık bir yolculuğun ardından dağa vardık. Festival haftasından olacak ki, inanılmaz bir kalabalık vardı. Park bulmak için epey uğraştıktan sonra kıyafet kiralamak için Selim Hoca’ya gittik. Önceden deneyimi olan arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine kayak takımlarımızı ve kar kıyafetlerimizi buradan temin ettik.

Kar pantalonu ve kar montu ikilisi 30 TL, kayak takımları 30 TL idi. Kiralama şekliniz tüm gün oluyor. Saatlik gibi bir uygulama yok. İlk defa gittiğimiz için ne giyeriz, orada kilitli dolabımız olur mu, içimize ne giyelim ne yapalım derken hepimiz üstümüzde ne varsa çıkarmadan kar kıyafetlerini üzerimize geçirdik. Kalabalıktan dolayı pantolonunuzu çıkarıp içinize termal bir içlik de giymeyi düşünebilirsiniz. Ama biz kot ve kanvas pantolonlarımızın üzerine rahatlıkla giydik kar kıyafetlerimizi. Bence pek de güvenli bir ortam yoktu zaten emanete bir şey bırakmak için. Dükkan çalışanları da bunu tavsiye etmiyor.

Kıyafetlerimizi ve takımlarımızı aldıktan sonra pistin yolunu tuttuk. Biz Selim Hoca’nın tam karşısında bulunan Beceren Otel’in pistine gittik. Piste girerken teleferiğe binebilmek için kişi başı 35 TL verdik. Festival için sahne kuruluydu ve o sahneden tüm pistin duyabileceği güzel şarkılar çalıyordu. Teleferikle dağa çıkmaya başladık ve ilk defa kayacak olanlar olarak yükselişin ilk başladığı alçak noktada teleferikten ayrıldık. Bence kaymak zor değil de, o koca takımlardan güç alarak kendinizi durdurmak ciddi bir meziyet. Söyleyişimden de anlayacağınız gibi ben 3 kere düştüm. Çünkü durmak için düşmem gerekiyordu. :)

İlk tırmanışımızdan sonra biraz daha alıştık ve biz de tepeye kadar çıkıp kaymayı denedik. Tabi ilk saatte pes edip dağ manzarasının keyfini çıkarmaya karar veren arkadaşlarımız da olmadı değil. :) Piste girdiğimizde saat 13.00 sularıydı, ayrılışımız ise 17.00’yi geçiyordu. Süre bizim için yeterliydi. Bir saatten sonra sıkılabiliyorsunuz. Kayak, sevenleri için ayrı bir zevk olmalı. Bizim gibi turistik gidenler için eğlence, arkadaşlarla olmak daha güzel olabiliyor.

Uludağ’a gidip sucuk ekmek yemeden dönmedik tabii ki. Sucuğun lezzeti o anki yorgunluğunuzla buluştuğunda sizi ultra bir doygunluk seviyesine yükseltiyor. Fakat sıra hesabı ödemeye geldiğinde pek iç açıcı bir durum olmuyor. Tombik döner ekmeğinde 3 dilim sucuk, domates, az marul ve patates kızartmasına ödediğimiz ücret 25 TL idi. Yanına kolasız olmaz diyorsanız 10 Lira da ona veriyorsunuz. Fiyatlar pistin tam içinde ve merkezinde olduğu için biraz tuzluydu. Günün sonunda aklınızda sadece güldüğünüz, eğlendiğiniz anlar kalıyorsa, tüm harcamalarınıza değmiş demektir.

Uludağ ve Cumalıkızık Köyü gezimizin ilk bölümünü elimden geldiğince eksiksiz paylaştım sizlerle. Sonuç olarak baktığımızda her anı gülümsemeyle hatırlayacağımız bir tatil geçirdik. Pazar gezmemizde ise Cumalıkızık’ta yaptığımız konak kahvaltısıyla güne başladık ve doğayla iç içe harika bir gün de orada geçirdik. Kahvaltı detaylarını ise yarınki yazımda okuyabilirsiniz.

Tavsiye olarak şunu belirtebilirim ki; grup olarak dağa gittiğinizde teleferik için kendi aranızda 2 grup olarak ayrılıp bir kısmınız kayak için olana diğer bir grup ise oturarak binilen teleferiğe kart alabilir. Kartlarınızı değiştirerek ikisinden de tat almış olursunuz.

Unutmadan, 8-12 Şubat tarihlerinde White Fest var ve eğlence hat safhada olacak! Gideceklerin dikkatine.

Yarın Cumalıkızık Köyü’nde görüşmek üzere!

Bir Cevap Yazın